kur'an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kur'an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2008 Cumartesi

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Lût Kıssası

Hz. Lut'un Peygamber Gönderilişi ve Kavmi İle Mücadelesi
80. Lût'u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: "Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyorsunuz?
81. Çünkü siz, şehveti tatmin için kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz."
82. Kavminin cevabı: Onları (Lût'u ve taraftarlarını) memleketinizden çıkarın; çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış! demelerinden başka bir şey olmadı.
83. Biz de onu ve karısından başka aile efradını kurtardık; çünkü karısı geride kalanlardan (kâfirlerden) idi.
84. Ve üzerlerine (taş) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!" (A'raf, 7/80-84)
Meleklerin Hz. Lut'a Gelmeleri
77. Elçilerimiz Lût'a gelince, (Lût) onların yüzünden üzüldü ve onlardan dolayı içi daraldı da "Bu, çetin bir gündür" dedi.
78. Lût'un kavmi, koşarak onun yanına geldiler. Daha önce de o kötü işleri yapmaktaydılar. (Lût): "Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır (onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir. Allah'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu!" dedi.
79. Dediler ki: Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını biliyorsun. Ve sen bizim ne istediğimizi elbette bilirsin.
80. (Lût:) Keşke benim size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı veya güçlü bir kaleye sığınabilseydim! dedi.
81. (Melekler) dediler ki: Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü. Karından başka sizden hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara gelecek olan (azap) şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helâk) zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?
82. Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.
83. (O taşlar:) Rabbin katında işaretlenerek (yağdırılmıştır). Onlar zalimlerden uzak değildir." (Hûd, 11/77-83)

61. Melek olan elçiler Lût âilesine gelince,
62. Lût onlara: "Hakikaten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
63. Dediler ki: "Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helâkı) getirdik.
64. Sana gerçeği getirdik; biz, hakikaten doğru söyleyenleriz.
65. Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın, istenen yere gidin."
66. Ona (Lût'a) şu hükmümüzü vahyettik: "Sabaha çıkarlarken mutlaka onların ardı kesilmiş olacaktır."
67. Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına) geldiIer.
68. (Lût) onlara "Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın;
69. Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin!" dedi.
70. "Biz seni, elâlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?" dediler.
71. (Lût:) İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin), dedi." (Hicr, 61-77)
Lut Kavminin Hz. Lut'u Yalancılıkla Suçlaması
160. Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
161. Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
162. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
163. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
164. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
165. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
166. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
167. Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!
168. Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!
169. Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar.
170. Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
171. Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan (oldu).
172. Sonra diğerlerini helâk ettik.
173. Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü!
174. Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.
175. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir." (Şuara, 26/160-175)
Lut Kavminin Yaptığı Hayasızlık
80. Lût'u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: "Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyorsunuz?
81. Çünkü siz, şehveti tatmin için kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz." (A'raf, 7/8081)
54. Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine şöyle demişti: Göz göre göre hâla o hayâsızlığı yapacak mısınız?
55. (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!
56. Kavminin cevabı sadece: "Lût ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu.
57. Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.
58. Onların üzerlerine müthiş bir yağmur indirdik. Bu sebeple, uyarılan (fakat aldırmayan) ların yağmuru ne kötü olmuştur!" (Neml, 27/54-58)

28. Lût'u da (gönderdik). O, kavmine demişti ki: Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz!
29. (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlikler yapacak mısınız! Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: (Yaptıklarımızın kötülüğü ve azaba uğrayacağımız konusunda) doğru söyleyenlerden isen, Allah'ın azabını getir bize!
30. (Lût:) Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle Rabbim! dedi." (Ankebut, 29/28-30)
Hz. Lût'un Kavminin Helak Olması
81. (Melekler) dediler ki: Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü. Karından başka sizden hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara gelecek olan (azap) şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helâk) zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?
82. Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.
83. (O taşlar:) Rabbin katında işaretlenerek (yağdırılmıştır). Onlar zalimlerden uzak değildir." (Hûd, 11/81-83)

72. (Resûlüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.
73. Güneş doğarken onları o korkunç ses yakaladı.
74. Böylece ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
75. İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır.
76. Onlar hâla gözler önünde duran bir yol üzerindedirler.
77. Hakikaten bunda iman edenler için bir ibret vardır." (Hicr, 15/72-77)

Kur'an Kıssalarının Tebliğ Sürecine Etkileri

Kur’ an-ı Kerim’in anlatım tekniklerinden biri de kıssalar yoluyla olanıdır. Kıssalar muhataplara birer örnek ve ibret olarak anlatılır. Muhatapların bu kıssalardan dersler alması istenir.
“And olsun ki Rasullerin kıssalarında, aklı olanlar için ibretler vardır.” (12/11)
“Resullerin başlarından geçenlerden, sana anlattığımız her şey, senin gönlünü pekiştirmemizi Sağlar; sana bu belgelerle gerçek, inananlara da öğiit ve hatırlatma gelmiştir.” (11/120)
Kur’an-ı Kerim’in yaklaşık olarak yarısına yakınını oluşturan kıssaların, sırf tarihi olaylar olarak nakledilmemiş olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Yusuf (a) kıssası haricinde tüm ayrıntılarına kadar aynı sure içerisinde anlatılan başka bir kıssa yoktur. Bir sure içerisinde anlatılan bir bölüm diğer surelerde anlatılmamış olabilir. Aynı kıssanın o bölümünün başka sure içerisinde değişik boyutlarıyla anlatıldığını görebiliriz. Bütün bu anlatım teknikleri, kıssaların bize, sırf kronolojik ve tarihi bir biçimde anlatılma amacında olunmadığını gösterir.
Kıssaların anlatımından, o anda insanlara verilmek istenilen mesajların ön planda tutulduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Kur’an kıssalarının amacı tarih anlatmak değil, geçmişte yaşanmış olayları ve kişileri örnek göstererek o dönemde yaşayanlar ve kıyamete kadar yine aynı olayları yaşayabilecek diğer insanlar için ibretler vermektir.
“Allah'ın kanununda bir değişme bulamazsın.” ( 35/43)
Kur’an’ın iniş sürecinde; Rasulullah ve sahabe, bu kıssalardan ne anlıyordu? Acaba Rasulullah ve sahabe, bugünün muhatapları bizler gibi kıssaların tarihi, edebi, sosyolojik, pedagojik yönlerini araştırıp öyle mi hayata aktarıyorlardı? Yoksa kıssaların özel olduğunu mu kabul ediyorlardı?
Mekke dönemi, Müslümanların bütün güçleriyle İslam'ı tebliğ etmeğe çalıştıkları bir dönemdir. Karşılarında ana ve babalarından tutun, ailelerinden kabile bireylerine kadar herkes vardır. İnananlar İslam’ı bu insanlara anlatmaya çalışırlarken Allah onlara, daha evvel yaşayanlardan örnekler verir. Bu örneklerden biri, aynı zamanda müşriklerle beraber hepsinin atası olan İbrahim’in (as) kıssasıdır. Hem tebliğ numunesi... Aynı örnek bizler ve Kıyamete kadarki tüm muhataplar için de geçerlidir.
Tanrı ve evren üzerine sorular ve düşüncelerle başlayan bir tefekkür sonunda gerçeği, “Allah”ı bularak bu inancını diğer insanlara en başta babasına anlatmaya, onları düştükleri yanlıştan kurtarmaya çabalayan Hz. İbrahim, Allah’ın tüm insanlara sunduğu öğüt ve ibret abidesidir.
Oysa günümüzde İbrahim’in(a) kıssasının Nemrud’un onu ateşe atması ve Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmesi haricinde diğer anlatılanlar geri plana itilmiş; “Nemrud”, “kurban” gibi rumuzlarla anılır olmuştur.
Müslüman ve müşrikler arasındaki mücadele uzadıkça müşrikler Müslümanları yoğun bir işkence ve baskı altına alırlar. İnananlar bunalmaya endişeye düşmeye başlamışlardır. Bu çaresizlik ve ızdırap içerisinde Allah’tan yardım dilemektedirler. Bu esnada Allah Nuh’un (a) kıssasını vahyeder.
Bu kıssa nazil olunca Müslümanların tavrı ne olmuştur? Nuh’un (a) gemisinin ebatlarıyla mı uğraşmışlardır? Gemiye bindirilen hayvanların hangileri olduğu üzerinde mi kafa yormuşlardır? Yoksa Tufan'ın tüm dünyayı mı veya Nuh’un yaşadığı kavmi mi kapladığını bulmaya çalışmışlardır. Allah, Nuh kıssasını bu düşüncelerin cevabı için mi indirmiştir?
Oysa Allah,Nuh’un kıssasını vahyetmekle Müslümanlara şu mesajları vermek Mekkeli Müslümanlara şu mesajı vermek istemiştir . Nuh(a) gece gündüz durmaksızın açık ve gizli olarak insanları İslam’a davet etmiştir.
''Gece gündüz çağırdım onları, açıkça da söyledim gizlice de'' (71/8-9)
Müşriklerin,mü'minleri etrafından kovmasını,davadan vazgeçmesini, buna karşılık olarak Nuh'a(a) büyük ödüller vereceklerini vaat etmelerine karşılık O, Allah’ın dinini tebliğ etmeye devam etmiştir.
“Benim ücretim Allah’a aittir.” ( 11/29)
Nuh (a) bütün baskı ve eziyetlere rağmen tebliğin­ gidişatını Rabbine havale etmiştir.
“Rabbim beni yalanlamalarına karşı bana yardım et.''(23/25)
“Benimle onların arasında Sen hüküm ­ver.”(26/118)
Nuh kıssasının inişi, müşriklerin baskı ve eziyetlerinden yılan Mekkeli Müslümanlara Nuh'u(a) örnek alarak tebliğde gevşememeleri­ni,sebat etmelerini öğütlemiş oluyordu. Tabii ki daha sonra kıyamete kadar Kur’an’a muhatap insanlara da bir ibret ve öğüt olacaktı.
Günümüzde ise Nuh (a) kıssası okunduğunda kimse Kur’an’ın muhatapları Mekkeli Müslümanlar gibi ibret almaktansa, Nuh’un ge­misiyle,içine binen hayvanların nitelikleriyle, Tufan'ın nasıl olduğu gibi tarihi bilgilerle uğ­raşmaktadırlar. Yunus, Yusuf, Eyyub ve Süleyman ­kıssaları gibi diğer kıssalar da aynı kaderi paylaşmaktadırlar ne yazık ki...
Bazıları kıssalarla ilgili konular gündeme ge­tirildiğinde “ Ne gereği var bunların üzerinde durmaya ! ” gibi düşünceler içerisindedirler. “ Biz bunları aştık daha önemli konulara bakalım ! ” dercesine kayıtsız kalmaya çalışmaktadırlar.
Halbuki rasullerin kıssalarında görülen ortak noktalardan biri de vahyin iniş dönemi esnasın­da Müslümanların müşriklere karşı verdikleri tebliğ mücadelesidir.Mekke’nin ilk dönemlerinden ­itibaren inen kıssaların tebliğ eylemindeki konumunu değerlendiremeyen Müslümanlar tebliğ eylemlerini neye göre nasıl yürüteceklerdir?
Kafirlerin baskısını görünce Nuh (a) gibi mi olacaklar,yoksa“Allah kimseye gücünün üstünde­ bir şey yüklemez” deyip sadece çoluk çocuğun nafakasını kazanmaya mı çalışacaklardır ? Ya da,''Devir değişti, insanlar bozuldu . " Kimseye din­ min anlatılmaz ! " deyip, yanlış bir ictihadda bulu­narak kavmini terk eden Yunus (a) gibi toplumu terk mi edecekler? Veya kırk gün kırk nohutla inzivaya çekilip, toplumun belalarından kaçtıklarını söyleyenlere alkış mı tutacaklar ?
Şayet ders alırlarsa Yunus kıssası onlara ibret ola­caktır. Çünkü Yunus (a) kavmine kızarak Allah'tan bir emir almadığı halde çeker gider,düşüncesine göre o kavim artık ıslah olamazdı.
''O öfkelenip giderken kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı.” (21/87)
Ancak düsün­düğü gibi olmadı.Allah O’nu bu hatasına karşı­lık cezadan sonra tekrar rasul olarak yolladı.Yunus'un(a) kavmi daha sonra iman etti.
“Sonunda O’na inandılar.” (37/148)
Böylece Müslümanların tebliğ eyleminde sonucu Allah’a bırakmalarını, gevşememelerini, Yunus (a) kıs­sası vasıtasıyla Mekkeli Müslümanlara öğütlemiş oluyordu. Tabi daha sonrakilere de …..
Ancak sonra gelenlerin birçoğu bu mesajları alacakları yerde, Yunus’un (a) balığın karnına nasıl sığdığı, “yaktin” bitkisinin nasıl bir ağaç-ot olduğu üzerinde fikir yarıştırmakla meşgul olmuşlardır.
Görülüyor ki Kur’an’daki kıssalar yaşadığı­mız hayatla o kadar iç içedirler ki onları yeterin­ce anlamadan ne yapacağımız hareketlerin ne de bu hareketlerin karşılığı olarak gelecek so­nuçları iyi değerlendirmemiz mümkün olacak­tır.
Kıssalara tarih gözüyle bakmak ya da onların yaşayan şahıslara özel, onlarla sınırlı olduğu şeklinde bir kabul, Kur’an’ın yeterince özüm­senmediğinin bir göstergesi olacaktır. Kur’an’da Yusuf (a) kıssası O’nun hayatını anlatmak için midir? Süleyman (a) peygamberle Sebe melikesi arasındaki diyalog, Sebe melikesi gibi bir yöneti­ciye Allah’ın dininin tebliğ edilmesi örnekliği de­ğil midir? Peygamberimizin diğer kavimlerin krallarına yaptığı Islama davete örneklik teşkil etmemiş midir?
Musa (a), Isa (a) ve diğer rasullerin kıssaları bize yaşadığımız anın ve gelecekte bunlara kar­şılık yaşayacağımız olayların ipuçlarını verir, yol gösterir... Islami mücadelede yöntem sorunlarımıza cevaplar verir. Karşılaşacağımız soruları, atılacak çamur ve iftiraları bildirir. Kafirlerin takınacakları tutumlar ve bunlara karşı alına­cak tedbirler hakkında bizleri uyarır.
Öyleyse; Tufan, Gemi, Balık, Taht, Cin, Köşk, yaktin, Dabbe ,Set vs. gibi tali meseleleri abartarak bu mevzularla lüzumsuz olarak , çok fazla uğraşıp, kıssalardaki ana mesajları ve diğer tali meselelerdeki verilmek istenen mesajları gözden kaçırmaya neden olmayalım .
Kıssalardaki kapalı meseleleri ancak Kur’an’ın bildirdiği ana tema çerçevesinde diğer kutsal kitaplar , tarih , arkeoloji , v.s gibi eldeki maddi verilerden yeteri kadar yapacağımız yararlı alıntılarla mütalaa etmeliyiz .
Kıssalardaki kapalı meseleleri “kıssacılık” veya “israiliyat”tan kaynaklanan mevzu haber­lerle yorumlanmaması icin dikkat göstermeliyiz.
Özellikle kıssaları zanni bir takım ayrıntılarla boğarak ana mesajı hapsederek va­kit geçirmeyelim; zira biliyoruz ki bu tür bir ça­ba bize haktan hiç bir şey kazandırmayacağı gi­bi yaptığımız iş ''gaybı taşlamaktan öteye bir şey olmayacaktır.
Birer tebliğci olan bizler bu gerçeklerin ışığında tekrar kıssaları okuyalım. Okuduklarımızı Kur'an bütünlüğü içerisinde ele alarak değerlendirelim.