20 Eylül 2008 Cumartesi

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Şuayb Kıssası

Hz. Şuayb'ın Medyen Halkına Peygamber Gönderilmesi Ve Kavmi İle Mücadelesi
85. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.
86. Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolu eğip bükmek isteyerek öyle her yolun başında oturmayın. Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın ki, bozguncuların sonu nasıl olmuştur!
87. Eğer içinizden bir gurup benimle gönderilene inanır, bir gurup da inanmazsa, Allah aranızda hükmedinceye kadar bekleyin. O hakimlerin en iyisidir.
88. Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inananları memleketimizden kesinlikle çıkaracağız veya dinimize döneceksiniz" (Şuayb): İstemesek de mi? dedi.
89. Doğrusu Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah dilemiş başka, yoksa ona geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah'a dayanırız. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.
90. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Eğer Şuayb'e uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız.
91. Derken o şiddetli deprem onları yakalayıverdi de yurtlarında diz üstü donakaldılar.
92. Şuayb'ı yalanlayanlar sanki yurtlarında hiç oturmamış gibiydiler. Asıl ziyana uğrayanlar Şuayb'ı yalanlayanların kendileridir.
93. (Şuayb), onlardan yüz çevirdi ve (içinden) dedi ki: "Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!"
94. Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, ora halkını, (peygambere baş kaldırdıklarından ötürü bize) yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
95. Sonra kötülüğü (darlığı) değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı" dediler. Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın yakaladık.
96. O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.
97. Yoksa o ülkelerin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
98. Ya da o ülkelerin halkı kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
99. Allah'ın azabından emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın (böyle) mühlet vermesinden emin olamaz.
100. Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâla şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri) işitmezler." (A'raf, 7/85-100)

84. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin! Sizin için ondan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
85. Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.
86. Eğer mümin iseniz Allah'ın (helâlinden) bıraktığı (kâr) sizin için daha hayırlıdır. Ben üzerinize bir bekçi değilim.
87. Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları), yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!
88. Dedi ki: Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim.
89. Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hûd kavminin, yahut Sâlih kavminin başlarına gelenler gibi size de bir musibet getirmesin! Lût kavmi de sizden uzak değildir.
90. Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever.
91. Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (âciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.
92. (Şuayb:) "Ey kavmim dedi, size göre benim kabilem Allah'tan daha mı güçlü ve değerli ki, onu (Allah'ın emirlerini) arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır.
93. Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Kendisini rezil edecek azabın geleceği şahsın ve yalancının kim olduğunu yakında öğreneceksiniz! Bekleyin! Ben de sizinle beraber beklemekteyim."
94. Emrimiz gelince, Şuayb'ı ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
95. Sanki orada hiç barınmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi (Allah'ın rahmetinden) uzak olduğu gibi Medyen kavmi de uzak oldu." (Hûd, 11/84-95)
Kavminin Hz. Şuayb'ı Yalanlaması
176. Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
177. Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
178. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
179. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
180. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
181. Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.
182. Doğru terazi ile tartın.
183. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
184. Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun.
185. Onlar şöyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
186. Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bilki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.
187. Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.
188. Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.
189. Velhasıl onu yalancı saydilar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!
190. Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
191. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir." (Şuara, 26/176-191)

36. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik ve Şuayb: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın! dedi.
37. Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar." (Ankebut,27/36-37)
Hz. Şuayb'ın Kaminin Helak Olması
91. Derken o şiddetli deprem onları yakalayıverdi de yurtlarında diz üstü donakaldılar.
92. Şuayb'ı yalanlayanlar sanki yurtlarında hiç oturmamış gibiydiler. Asıl ziyana uğrayanlar Şuayb'ı yalanlayanların kendileridir.
93. (Şuayb), onlardan yüz çevirdi ve (içinden) dedi ki: "Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!" (A'raf, 7/91-93)
94. Emrimiz gelince, Şuayb'ı ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
95. Sanki orada hiç barınmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi (Allah'ın rahmetinden) uzak olduğu gibi Medyen kavmi de uzak oldu." (Hûd, 11/94-95)

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Salih Kıssası

Hz. Sâlih'in Semud Kavmine Peygamber Gönderilişi
73. Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da, size bir mucize olarak Allah'ın şu devesidir. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin, (içsin); ona kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap yakalar.
74. Düşünün ki, (Allah) Âd kavminden sonra yerlerine sizi getirdi. Ve yeryüzünde sizi yerleştirdi: Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.
75. Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinden zayıf görülen inananlara dediler ki: Siz Salih'in, Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz? Onlar da Şüphesiz biz onunla ne gönderilmişse ona inananlarız, dediler.
76. Büyüklük taslayanlar dediler ki: "Biz de sizin inandığınızı inkâr edenleriz."
77. Derken o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da: Ey Salih! Eğer sen gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı bize getir, dediler.
78. Bunun üzerine onlarrı o (gürültülü) sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü dona kaldılar.
79. Salih o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz." (A'raf, 7/73-79)


61. Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı. Ve sizi orada yaşattı. O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarına) çok yakındır, (dualarını) kabul edendir.
62. Dediler ki: Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun? Doğrusu biz, bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden ciddi bir şüphe içindeyiz.
63. (Sâlih) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden (verilen) apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet (peygamberlik) vermişse, buna ne dersiniz? Bu durum karşısında O'na âsi olursam beni Allah'tan (O'nun azabından) kim korur? O zaman siz de bana ziyan vermekten fazla bir şey yapamazsınız." (Hûd, 11/61-63)

Semûd Kavminin Hz. Salih'i Yalanlamaları
141. Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
142. Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
143. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
144. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
145. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
146. Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)?
147. "Böyle bahçelerde, çeşme başlarında ?"
148. "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında?"
149. (Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz).
150. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
151. "O aşırıların emrine uymayın."
152. "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin).
153. Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
154. Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.
155. Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
156. Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.
157. Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
158. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
159. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir." (Şuara, 26/141-

Semûd Kavminin, Mucize Deveyi Kesmeleri ve Azaba Uğramaları
76. Büyüklük taslayanlar dediler ki: "Biz de sizin inandığınızı inkâr edenleriz."
77. Derken o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da: Ey Salih! Eğer sen gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı bize getir, dediler.
78. Bunun üzerine onlarrı o (gürültülü) sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü dona kaldılar.
79. Salih o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz." (A'raf, 76-79)

63. (Sâlih) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden (verilen) apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet (peygamberlik) vermişse, buna ne dersiniz? Bu durum karşısında O'na âsi olursam beni Allah'tan (O'nun azabından) kim korur? O zaman siz de bana ziyan vermekten fazla bir şey yapamazsınız.
64. Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın devesi. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin (içsin). Ona kötülük dokundurmayın; sonra sizi yakın bir azap yakalar.
65. Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler. Sâlih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helâk olacaksınız)!" Bu söz, yalanlanamayan bir tehdit idi.
66. Emrimiz gelince, Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak (azaptan) ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin kuvvetlidir, (her şeye) galip gelendir.
67. Zulmedenleri de o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
68. Sanki orada hiç oturmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilesiniz ki, Semûd kavmi (Allah'ın rahmetinden) uzak kılındı." (Hûd, 11/63-68)


150. (Hz. Sâlih dedi ki)Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
151. "O aşırıların emrine uymayın."
152. "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin).
153. Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
154. Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.
155. Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
156. Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.
157. Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
158. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
159. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir." (Şuara, 26/150-159)

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Hûd Kıssası

Hz. Hûd'un Peygamber Gönderilmesi ve Kavmi İle Mücadelesi
65. Ad kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). O dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâla sakınmayacak mısınız?"
66. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Biz seni kesinlikle bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz.
67. "Ey kavmim! dedi, ben beyinsiz değilim; fakat ben âlemlerin Rabbinin gönderdiği bir elçiyim.
68. Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.
69. Sizi uyarmak için içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size bir zikir (kitap) gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki O sizi, Nuh kavminden sonra onların yerine getirdi ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. O halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz."
70. Dediler ki: Sen bize tek Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer doğrulardan isen, bizi tehdit ettiğini (azabı) bize getir.
71. (Hûd) dedi ki: "Üzerinize Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah'ın hiçbir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!"
72. Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü kestik." (A'raf, 7/65-72)

50. Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Siz yalan uyduranlardan başkası değilsiniz.
51. Ey kavmim! Ben, ona (peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?
52. Ey kavmim! Rabbinizden bağış dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin.
53. Dediler ki: Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin, biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz ve biz sana iman edecek de değiliz.
54. Biz "Tanrılarımızdan biri seni fena çarpmış!" demekten başka bir söz söylemeyiz! (Hûd) dedi ki: "Ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım."
55. "O'ndan başka (taptıklarınızın hepsinden uzağım). Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin!"
56. "Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır."
57. "Eğer yüz çevirirseniz şüphesiz ki benimle size gönderileni size bildirdim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi yerinize getirir de O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her şeyi gözetendir."
58. Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık, onları ağır bir azaptan kurtuluşa erdirdik.
59. İşte Âd (kavmi). Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler; O'nun peygamberlerine âsi oldular ve inatçı her zorbanın emrine uydular.
60. Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete tâbi tutuldular. Biliniz ki, Ad (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. (Şunu da) bilin ki Hûd'un kavmi Âd, Allah'ın rahmetinden uzak kılındı." (H'ud, 11/50-60)
Âd Kavminin Hz. Hûd'u Yalancılıkla Suçlaması
123. Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
124. Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
125. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
126. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
127. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
128. Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz?
129. Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
130. Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
131. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
132. Bildiğiniz şeyleri size bol bol veren, Allah'dan korkun.
133. ''O size verdi : davarlar, oğullar".
134. "Bahçeler çeşmeler." (Allah'a karşı gelmek) den sakının.
135. Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe ediyorum.
136. (Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce birdir.
137. Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.
138. Biz azaba uğratılacak da değiliz.
139. Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.
140. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir." (Şuara, 26/123-140)
Âd Kavminin Helâk Olması
21. Ad kavminin kardeşini (Hûd'u) an. Zira o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların da gelip geçtiği Ahkaf bölgesindeki kavmine: Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum, demişti.
22. "Sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi bize geldin? Hadi, doğru söyleyenlerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.
23. Hûd da! Bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben size, bana gönderilen şeyi duyuruyorum. Fakat sizin cahil bir kavim olduğunuzu görüyorum, dedi.
24.Nihayet onu, vâdilerine doğru yayılan bir bulut şeklinde görünce: Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur, dediler. Hayır! O, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acı azap bulunan bir rüzgârdır!
25. O (rüzgâr), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Nitekim (o kasırga gelince) onların evlerinden başka bir şey görülmez oldu. İşte biz suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
26. Andolsun ki, onlara da size vermediğimiz kudret ve serveti vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.
27. Andolsun biz, çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki doğru yola dönerler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.
28. Allah'tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır, onları bırakıp gittiler. Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir." (Ahkâf, 46/21-28)

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Nuh Kıssası

Hz. Nuh'un Peygamber Olarak Gönderilmesi
59. Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.
60. Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni gerçekten apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz!
61. Dedi ki: "Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yoktur; fakat ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.
62.Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah'tan (gelen vahiy ile) biliyorum.
63. (Allah'ın azabından) sakınıp da rahmete nâil olmanız ümidiyle, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir (kitap) gelmesine şaştınız mı?"
64. Onu yalanladılar, biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk! Çünkü onlar kör bir kavim idiler." (A'raf, 7/59-64)


25. Andolsun, biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara: "Ben (dedi), sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
26. Allah'tan başkasına tapmayın! Ben, size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum."
27. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüşle hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz."
28. (Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından (bildirilen) açık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?
29. Ey kavmim! Allah'ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.
30. Ey kavmim! Ben onları kovarsam, beni Allah'tan (onun azabından) kim korur? Düşünmüyor musunuz?
31. Ben size: "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır" demiyorum, gaybı da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum, sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için, "Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir" diyemem. Onların kalplerinde olanı, Allah daha iyi bilir. Onları kovduğum takdirde ben gerçekten zalimlerden olurum."
32. Dediler ki: Ey Nuh! Bizimle mücadele ettin ve bize karşı mücadelede çok ileri gittin. Eğer doğrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettiğini (azabı) bize getir!
33. (Nuh) dedi ki: "Onu size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz (Allah'ı) âciz bırakacak değilsiniz.
34. Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez. (Çünkü) O sizin Rabbinizdir. Ve (nihayet) O'na döndürüleceksiniz." (Hûd, 11/25-34)

Hz. Nuh'un Kavmi İle Mücadelesi
71. Onlara Nuh'un haberini oku: Hani o kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Eğer benim (aranızda) durmam ve Allah'ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geldi ise, ben yalnız Allah'a dayanıp güvenirim. Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. Sonra işiniz başınıza dert olmasın. Bundan sonra (vereceğiniz) hükmü, bana uygulayın ve bana mühlet de vermeyin."
72. "Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim Allah'tan başkasına ait değildir ve bana müslümanlardan olmam emrolundu."
73. Yine de onu yalanladılar, biz de hem onu hem de onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları (yeryüzünde) halifeler kıldık; âyetlerimizi yalanlayanları da (denizde) boğduk. Bak ki uyarılanların (fakat inanmayanların) sonu nasıl oldu!
74. Sonra onun arkasından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz." (Yunus, 10/71-74)

105. Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
106. Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
107. Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
108. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
109. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
110. Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
111. Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
112. Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.
113. Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!
114. Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.
115. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
116. Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!
117. Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.
118. Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.
119. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.
120. Sonra da geri kalanları suda boğduk.
121. Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
122. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir." (Şuara, 26/105-122)

Hz. Nuh'un Gemiyi Yapması ve İman Edenlerin Gemiye Binmesi
36. Nuh'a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından (günahlardan) dolayı üzülme.
37. Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklardır!
38. Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: "Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alay ediyorsanız biz de sizinle alay edeceğiz!
39. Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve sürekli bir azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz."
40. Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: "(Canlı çeşitlerinin) her birinden iki eş ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!" Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.
41. (Nuh) dedi ki: "Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir."
42. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi.
43. Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh): "Bugün Allah'ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah'tan başka koruyacak kimse yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.
44. (Nihayet) "Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!" denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: "O zalimler topluluğunun canı cehenneme!" denildi.
45. Nuh Rabbine dua edip dedi ki: "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin."
46. Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.
47. Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!
48. Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in! Kendilerini (dünyada) faydalandıracağımız, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabın dokunacağı ümmetler de olacaktır.
49. (Resûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır." (Hûd, 11/36-49)

23. Andolsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir tanrı yoktur. Hâla sakınmaz mısınız? dedi.
24. Bunun üzerine, kavminin inkarcı ileri gelenleri şöyle dediler: "Bu, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
25. "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp bekleyin bakalım."
26. (Nuh), Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!
27. Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Gözlerimizin önünde (muhafazamız altında) ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de, içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.
28. Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
29. Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, iskân edenlerin en hayırlısısın.
30. Şüphesiz bunda (Nuh ve kavminin başından geçenlerde) birtakım ibretler vardır. Hakikaten biz (kullarımızı böyle) deneriz." (Mü'minun, 23/23-30)
Hz. Nuh'un Allah'a Yalvarması
75. Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!
76. Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.
77. Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
78. Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
79. Bütün âlemlerden Nuh'a selam olsun!
80. İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
81. Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
82. Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
83. Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.
84. Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi."(Saffât, 37/75-84)

9. Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.
10. Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.
11. Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.
12. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.
13. Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.
14. İnkâr edilmiş olana (Nuh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
15. Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!" (Kamer, 54/9-16)


21. (Öğütlerinin fayda vermemesi üzerine) Nuh: Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular.
22. Bunlar da, büyük hileler, büyük desiseler kurdular!
23. Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved'den, Suvâ'dan, Yeğûs'tan, Ye'ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!
24. (Böylece) onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını arttır!
25. Bunlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular ve o zaman Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.
26. Nuh: "Rabbim! dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!"
27. "Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör (insanlar) doğururlar (yetiştirirler)."
28. "Rabbim! Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlerin de ancak helâkini arttır." (Nûh, 71/21-28)

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Lût Kıssası

Hz. Lut'un Peygamber Gönderilişi ve Kavmi İle Mücadelesi
80. Lût'u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: "Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyorsunuz?
81. Çünkü siz, şehveti tatmin için kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz."
82. Kavminin cevabı: Onları (Lût'u ve taraftarlarını) memleketinizden çıkarın; çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış! demelerinden başka bir şey olmadı.
83. Biz de onu ve karısından başka aile efradını kurtardık; çünkü karısı geride kalanlardan (kâfirlerden) idi.
84. Ve üzerlerine (taş) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!" (A'raf, 7/80-84)
Meleklerin Hz. Lut'a Gelmeleri
77. Elçilerimiz Lût'a gelince, (Lût) onların yüzünden üzüldü ve onlardan dolayı içi daraldı da "Bu, çetin bir gündür" dedi.
78. Lût'un kavmi, koşarak onun yanına geldiler. Daha önce de o kötü işleri yapmaktaydılar. (Lût): "Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır (onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir. Allah'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu!" dedi.
79. Dediler ki: Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını biliyorsun. Ve sen bizim ne istediğimizi elbette bilirsin.
80. (Lût:) Keşke benim size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı veya güçlü bir kaleye sığınabilseydim! dedi.
81. (Melekler) dediler ki: Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü. Karından başka sizden hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara gelecek olan (azap) şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helâk) zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?
82. Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.
83. (O taşlar:) Rabbin katında işaretlenerek (yağdırılmıştır). Onlar zalimlerden uzak değildir." (Hûd, 11/77-83)

61. Melek olan elçiler Lût âilesine gelince,
62. Lût onlara: "Hakikaten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
63. Dediler ki: "Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helâkı) getirdik.
64. Sana gerçeği getirdik; biz, hakikaten doğru söyleyenleriz.
65. Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın, istenen yere gidin."
66. Ona (Lût'a) şu hükmümüzü vahyettik: "Sabaha çıkarlarken mutlaka onların ardı kesilmiş olacaktır."
67. Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına) geldiIer.
68. (Lût) onlara "Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın;
69. Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin!" dedi.
70. "Biz seni, elâlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?" dediler.
71. (Lût:) İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin), dedi." (Hicr, 61-77)
Lut Kavminin Hz. Lut'u Yalancılıkla Suçlaması
160. Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
161. Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
162. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
163. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
164. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
165. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
166. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
167. Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!
168. Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!
169. Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar.
170. Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
171. Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan (oldu).
172. Sonra diğerlerini helâk ettik.
173. Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü!
174. Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.
175. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir." (Şuara, 26/160-175)
Lut Kavminin Yaptığı Hayasızlık
80. Lût'u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: "Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyorsunuz?
81. Çünkü siz, şehveti tatmin için kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz." (A'raf, 7/8081)
54. Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine şöyle demişti: Göz göre göre hâla o hayâsızlığı yapacak mısınız?
55. (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!
56. Kavminin cevabı sadece: "Lût ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu.
57. Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.
58. Onların üzerlerine müthiş bir yağmur indirdik. Bu sebeple, uyarılan (fakat aldırmayan) ların yağmuru ne kötü olmuştur!" (Neml, 27/54-58)

28. Lût'u da (gönderdik). O, kavmine demişti ki: Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz!
29. (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlikler yapacak mısınız! Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: (Yaptıklarımızın kötülüğü ve azaba uğrayacağımız konusunda) doğru söyleyenlerden isen, Allah'ın azabını getir bize!
30. (Lût:) Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle Rabbim! dedi." (Ankebut, 29/28-30)
Hz. Lût'un Kavminin Helak Olması
81. (Melekler) dediler ki: Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü. Karından başka sizden hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara gelecek olan (azap) şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helâk) zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?
82. Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.
83. (O taşlar:) Rabbin katında işaretlenerek (yağdırılmıştır). Onlar zalimlerden uzak değildir." (Hûd, 11/81-83)

72. (Resûlüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.
73. Güneş doğarken onları o korkunç ses yakaladı.
74. Böylece ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
75. İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır.
76. Onlar hâla gözler önünde duran bir yol üzerindedirler.
77. Hakikaten bunda iman edenler için bir ibret vardır." (Hicr, 15/72-77)

Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim Kıssası

İbrahim'in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir. (Bakara, 2/130)

Kuran'da Hz. İbrahimin peygamber seçilmesi ile ilgili şöyle buyrulur:
"Bir zamanlar Rabbi İbrahim'i bir takım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince: Ben seni insanlara önder yapacağım, demişti. "Soyumdan da (önderler yap, yâ Rabbi!)" dedi. Allah: Ahdim zalimlere ermez (onlar için söz vermem) buyurdu.
125. Biz, Beyt'i (Kâbe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik.
126. İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle. Allah buyurdu ki: Kim inkâr ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü varılacak yerdir orası!
127. Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.
128. Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.
129. Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.
130. İbrahim'in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.
131. Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti.
132. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm'ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi)." (Bakara, 2/124-132)
Hz. İbrahim'in Nemrutla mücadelesi ise şöyle anlatılmaktadır:
"Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez." (Bakara, 258)
Hz. İbrahim'in Ölüleri Nasıl dirilttiğini Cenab-ı Hak'tan istesi şöyle anlatılır:
İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azîzdir, hakîmdir, buyurdu. (Bakara, 260)

Yahudi ve Hıristiyanların, Hz. İbrahim'in Yahudi ve hıristiyan olduğu iddiasına şöyle cavap verilir:
"Ey ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Halbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez misiniz?
66. İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysa ki Allah, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz.
67. İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi.
68. İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur." (Al-i İmran, 3/75-78)

Hz. İbrahim'in babası ve kavmi ile mücadelesi ve etrafındaki delillerden yola çıkarak Allah'ın varlığını ve birliğine ulaşması şöyle anlatılır:
42. Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?
43. Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Öyle ise bana uy ki, seni düz yola çıkarayım.
44. Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, çok merhametli olan Allah'a âsi oldu.
45. Babacığım! Allah tarafından sana azap dokunup da şeytanın yakını olmandan korkuyorum.
46. (Babası:) Ey İbrahim! dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur!
47. İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.
48. Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle bedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam.
49. Nihayet İbrahim onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman biz ona İshak ve Yâ'kub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık." (Meryem, 19/42-49)
74. "İbrahim, babası Âzer'e: Birtakım putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum, demişti.
75. Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
76. Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü, Rabbim budur, dedi. Yıldız batınca, batanları sevmem, dedi.
77. Ay'ı doğarken görünce, Rabbim budur, dedi. O da batınca, Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum, dedi.
78. Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zira bu daha büyük, dedi. O da batınca, dedi ki: Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.
79. Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.
80. Kavmi onunla tartışmaya girişti. Onlara dedi ki: Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak, Rabbim'in bir şey dilemesi hariç. Rabbimin ilmi herşeyi kuşatmıştır. Hâla ibret almıyor musunuz?
81. Siz, Allah'ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım! Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki guruptan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır?"
82. İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.
83. İşte bu, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Biz dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki senin Rabbin hikmet sahibidir, hakkıyle bilendir." (En'am, 6/74-83)
Hz. İbrahim'in babası için af dilemesi ise şöyle anlatılmaktadır:
44. Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, çok merhametli olan Allah'a âsi oldu.
45. Babacığım! Allah tarafından sana azap dokunup da şeytanın yakını olmandan korkuyorum.
46. (Babası:) Ey İbrahim! dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur!
47. İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.
48. Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle bedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam." (Meryem, 44-48)
113. (Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara.
114. İbrahim'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Ne var ki, onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi." (Tevbe, 9/113-114)

Meleklerin Hz. İbrahim'e bir oğlu olacağı müjdesi ile gelmeleri ve Hz. İbrahim'in mleleklerle tartışmasıise şöyle anlatılmaktadır:
69. Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjde getirdiler ve: "Selam (sana)" dediler. O da: "(Size de) selam" dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.
70. Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Dediler ki: Korkma! (biz melekleriz). Lût kavmine gönderildik.
71. O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik.
72. (İbrahim'in karısı:) Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey! dedi.
73. (Melekler) dediler ki: Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.
74. İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle mücadeleye başladı.
75. İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi.
76. (Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir!" (Hûd, 11/69-76)
Hz. İbrahim'in Kavmi İle Mücadelesi Putları Kırması ve Ateşe atılması şöyle anlatılmaktadır:
51. Andolsun biz İbrahim'e daha önce rüşdünü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.
52. O, babasına ve kavmine: Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor? demişti.
53. Dediler ki: Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk.
54. Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz, dedi.
55. Dediler ki: Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan biri misin?
56. Hayır, dedi, sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin de Rabbidir ve ben buna şahitlik edenlerdenim.
57. Allah'a yemin ederim ki, siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım!
58. Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye.
59. Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerden biridir, dediler.
60. (Bir kısmı:) Bunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş, dediler.
61. O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler.
62. Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim? dediler.
63. Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Hadi onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa! dedi.
64. Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) "Zalimler sizlersiniz, sizler!" dediler.
65. Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: Sen bunların konuşmadığını pek âlâ biliyorsun, dediler.
66. İbrahim: Öyleyse, dedi, Allah'ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar vermeyen bir şeye hâla tapacak mısınız?
67. Size de, Allah'ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun! Siz akıllanmaz mısınız?
68. (Bir kısmı:) Eğer iş yapacaksanız, yakın onu da tanrılarınıza yardım edin! dediler.
69. "Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!" dedik.
70. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat biz onları, daha çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk." (Enbiya, 21/52-70)

83. Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.
84. Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.
85. Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.
86. "Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?"
87. "O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"
88. Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
89. Ben hastayım, dedi.
90. Ona arkalarını dönüp gittiler.
91. Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz?
92. Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
93. Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
94. (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
95. İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
96. Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
97. Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
98. Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
99. (Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek".
100. O : "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver", dedi.
101. İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik." (Sâffât, 37/83-101)

16. İbrahim'i de gönderdik. O kavmine şöyle demişti: Allah'a kulluk edin. O'na karşı gelmekten sakının. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır.
17. Siz Allah'ı bırakıp birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. O halde rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Ancak O'na döndürüleceksiniz.
18. Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok milletler de (kendilerine tebliğ edileni) yalan saymışlardır. Peygamber'e düşen, yalnız açık bir tebliğdir.
19. Allah'ın, yaratılanı ilk baştan nasıl yarattığını, (ölümden) sonra bunu(nasıl) tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.
20. De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah her şeye kadirdir.
21. O, dilediğine azabeder, dilediğini esirger. Ancak O'na döndürüleceksiniz.
22. Siz ne yeryüzünde ne de gökte (Allah'ı) âciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız.
23. Allah'ın âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenler -işte onlar- benim rahmetimden ümitlerini kesmişlerdir ve onlar için acıklı bir azap vardır.
24. Kavminin (İbrahim'e) cevabı ise: "Onu öldürün yahut yakın!" demelerinden ibaret oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda, iman eden bir kavim için ibretler vardır.
25. (İbrahim onlara) dedi ki: Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna Allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü (gelip çattığında ise) birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinize lânet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennemdir ve hiç yardımcınız da yoktur." (Ankebut, 29/29-25)

Hz. İbrahim'in Gördüğü Rüya Üzerine Oğlunu Kurban Etmek İstemesi ve Bunu Oğluna iletmesi:
100. O : "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver", dedi.
101. İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
102. Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.
103. Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:
104.Biz ona: " Ey İbrahim!" diye seslendik.
105. Rüyayı gerçekleştirdin.Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
106. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.
107. Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.
108. Geriden gelecekler arasında ona (iyi birnam) bıraktık:
109. İbrahim'e selam! dedik.
110. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
111. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
112. Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik.
113. Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.

Kıssalarda İnkarcıların Vahye ve Resullere Karşı Aldığı Tavırlar

Kur’an’ı Kerim’de resullerin kıssaları incelediğimizde müş­riklerin ve inkarcıların vahye karşı aldıkları şid­detli tavrın ön plana çıktığını açıkça görmekteyiz. Bu yazımız­da, kıssalarda müşriklerin pey­gamberlere karşı sergiledikleri tavırları inceleyeceğiz.
Allah yeryüzü üzerindeki herhangi bir toplumu imtihana aldığı zaman önce onlara içlerin­den birini resul tayin eder.
"Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir gelmesine şaştınız mı ? " (Araf, 7/69)
“İçlerinden bir adama: “İnsan­ları uyar ve inananlara, Rab'leri katında kendileri için’ bir doğ­ruluk kademesi olduğunu müj­dele!” diye vahyetmemiz, insan­lara tuhaf mı geldi?” (Yunus, 10/2)
Allah’ın, o kavim içerisinden, kendilerince çok iyi bilinen birini Resul seçmesi, müşriklerin peygam­berler hakkındaki kimlik itirazları­nı önler. Ayetlerde Resullerin kim oldukları nereden geldikleri hakkında müşrikler tarafından ileri sürü­len itirazlara rastlanmaz.
Eğer bu elçi dışarıdan gelen biri olsay­dı müşriklerin itirazlarının daha da çeşitleneceği aşikar olurdu. Her şeyden önce dışarıdan ge­len bu elçinin kendini topluma tanıtması onların güvenini ka­zanması gerekirdi. Daha sonra vahyi anlatabilirdi.
“Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.“ (7/68)
“Ey Salih, sen bundan önce bizim aramızda ümit beslenen bir kişi idin.”(Hud, 11/62)
Ayetlerde işaret edildiği gibi Resuller bu­lundukları toplum içerisinde kendilerini kabul ettirmiş emin kişilerdi.
Fakat Allah’ın onları resul se­çip vahyini indirmeye başlama­sıyla birlikte, bu emin kişilerin toplumdan tecrit edilip ağır ha­reketlere maruz kaldıklarını görmekteyiz.
“Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz.” (Şuara, 26/185)
“Vahiy, aramızda ona mı verildi? Hayır o yalancı şımarığın bi­ridir.” (Kamer, 54/25)
“Biz senin beyinsiz olduğunu görüyor ve seni yalancılardan sanıyoruz.” (En'am, 6/66)
Sapık toplumların işlerine gelmediği anda tertemiz resulle­ri karalamaya çalışmaları Vahiy’e karşı aldıkları şiddetli tavırlar­dandır.
Müşrikler bu iftiralarına top­lumu inandırabilmek için vahiy­den önce, doğru sözlü ve güve­nilir olan resullerin “kahin, sihir­baz ve şair”ler gibi cinlere karı­şıp mecnunlaştığını ileri sürmüş­lerdir.
“Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz! Bir kahinin sözü de değil­dir.” (Hakka, 69/42)
“Kafirler: “Bu elbette apaçık bir sihirbazdır. ” dediler.” (Yunus, 10/2)
“Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?" derlerdi.” (Sâffât, 37/ 36) Bu saldırılarla müşrikler Resul’ün toplumdaki insanlarla muhatap olup, onları vahyi doğ­rultuda değiştirmesini önlemek istemişlerdi. Böylece zalim beşeri sistemlerinin oluşturduğu sosyal düzenlen muhafaza edip, statü­kolarını koruyabileceklerdi.
Müşriklerin bu benzetmeleri­ne Allah, şiddetle karşı koyar.
‘Rabbi’nin nimeti sayesinde sen ne kahinsin ne de mec­nun.” (52/29)
“Biz ona şiir öğretmedik, ona yakışmaz da.” (36/ 69)
"O gün cehennem ateşine ka­kılırlar: "
“İşte yalanlayıp durdu­ğunuz cehennem budur!”
“Bir büyü müdür bu, yoksa siz mi görmü­yorsunuz?” (Tûr, 52/13-14-15)
Müşrikler, toplumu vahiyden uzak tutabilmek için değişik metotlar da denemişlerdir. Örneğin gelen vahiyle birlikte toplumun atalarının sapıklıkla itham edil­diği kendilerinin sadece ataları­nın yolundan gittiğini gündeme getirerek Resullere karşı toplum­da tepki oluşturmuşlardır.
“ Biz ilk atalarımızdan böyle birşey işitmedik.”(Mü'minun, 23/ 24)
".....Şimdi atalarımızın taptık­larına tapmaktan bizi men mi ediyorsun ? ” (Hud, 11/62)
“ Bu sizi babalarımızın taptı­ğından çevirmek isteyen bir adamdan başka bir şey değil­dir...” (Sebe, 34/43)
Böylece oluşacak tepkiyle ka­bilecilik güçlendirilip toplumda­ki insanların atalarından gelenle, yani kendilerinin de üzerlerinde bulundukları hal ile devam et­meleri sağlanacak ve vahiy ile toplum arasına bir duvar örebi­leceklerdi. Kitabullah bu tuzağa karşı örnek olarak aşağıda bazı­sını vereceğimiz ayetlerle insan­ları uyarmıştır.
“ Onlar bir ümmetti gelip geç­ti. Onların kazandıkları kendile­rine, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız. “(Bakara, 2/134)
“Babaları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsa da mı?” (Maide, 5/104)
" Ey kavmim! dedi. Bakın ya ben Rabbimden bir delil üzerin­de isem ve o bana kendinden rahmet vermişse " (11/63)
Allah müşriklere körü körüne itaatin doğru bir yol olmayacağını, doğru yolun kendi akıllarına hitabeden vahiy’i düşünerek ona itaat ile bulunabileceğini bildirir.
Neticede herkes kendi yaptıkla­rından sorumlu olacaktır. 0 hal­de boş bir yol olan “atacılık/ırk­çılık” vahiy’e karşı geçerli bir sa­vunma olmaz.
Resullere yapılan iftiralardan biri de resullerin insan olması gi­bi doğal bir olgudan ileri gelir. Bu da bize gösteriyor ki vahiy’in karşısında acizlik içerisinde kalan müşrikler ne olursa olsun karşı­larındaki Resulü halk nazarında küçültmek için her olguyu kul­lanmaya çalışıyorlardı.
“Bizim gibi bir insandan baş­ka bir şey değilsin.” (Şuara, 26/185)
“Aramızda bir beşere mi uya­cağız.” (Kamer, 54/24)
“Seni de ancak kendimiz gibi bir insan görüyoruz.” (11/27)
Evet, Resul’ün insan olmak gibi bir sünnetullah'ı, Resul'ün aleyhinde kullanıyorlardı. Amaçları onu getirdiği vahiy’in içeriğinden ayrı tutarak tartışma­yı olağanüstü isteklere sıçratmak ve böylece mucize istekleri ile peygamberi aciz göstermekti.
“Eğer doğru sözlülerden isen göğün bir parçasını üzerimize düşür, dediler.” (26/187)
“Eğer doğrulardansan bize bir mucize getir.” (26/154)
“Niçin ona Rabbinden bir ayet indirilmiyor ? ” (Ankebut, 29/50)
Bu hususta Allah peygamber­lerin ağzından şöyle cevap verir.
“Ayetler (mucize) Allah ka­tındadır. " (29/50)
Eğer Allah mucize verir ise bu seferde mucizeyi inkar etme­ye çalışırlardı. Amaçları iman et­mek değil peygamberi zorda bıra­karak onu halk nazarında göz­den düşürmekti. Müşriklerin mucize istekleri karşısında pey­gamberin durumunu Allah şöyle beyan eder.
“Onların yüz çevirmesi sana ağır gelince yeri delmeye ya da göğe merdiven dayamaya güç yetirebilseydin onlara bir ayet getirirdin.” (6/35)
Buraya kadar tevhid inancını getiren peygamberlere ve onun şahsında vahiy’e iftiralarda bulu­nan müşriklerin iftira ve taarruzları üzerinde durduk. Şimdi bu iftira ve taarruzlarda bulunan müşrikleri tahlil etmeye çalışa­lım.
Peygamberler elçilikle görev­lendirildikleri andan itibaren, al­dıkları vahiy’i topluma iletmeye başlarlar. Karşılarında vahiy’i iletmeleri gereken bütün bir top­lum vardır. Çünkü içinde yaşa­dıkları toplumda yanlış bir din inancı vardır ve bu inanca vahiy gelene kadar resullerde dahil herkes itibar etmektedir.
Ne zaman ki resul elçilikle müşerref olur o zaman karşısında tüm toplumu bulur. Vahiy’i onla­ra ilettiğinde bu insanlardan ba­zıları iman edecek ve elçilerin yanında bulunacaklardı. Ancak bunlar olana kadar resul inan­cında yalnız, karşısında da tüm toplum bulunmaktadır.
Vahiy’in gelişiyle beraber Resul. topluma tevhid inancını an­latmaya ve yaymaya başlar. Top­lumda ki bazı insanlar hemen onun yanında yer alır ve onun
inancını paylaşmaya başlar. An­cak bunlar çok cüzi bir azınlıktır. İnkar edenler ise çok büyük bir çoğunluktur. Toplum artık Resule inananlar ve karşı gelenler olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu olguyu Allah şöyle belirtiyor.
“Semud kavmine kardeşleri Salih’i gönderdik. Hemen birbi­riyle çekişen iki zümre oluverdi­ler.” (27/45)
Artık iki kutupa ayrılan bu toplumda vahyi görüşü temsil eden Resul ve ona itibar eden bir avuç taraftarı ile onun getirdiği vahyi reddeden büyük bir ço­ğunluk vardır.
Şimdi Resullere karşı çıkan ve onların getirdiği vahyi reddeden kutupu, müşrikleri incelemeye de­vam edelim.
Müşriklerin bulunduğu in­karcı gurubun içerisinde de on­ları yöneten önder bir gurubun bulunduğunu görmekteyiz. Bu önder gurup inkarcılar içerisinde çok küçük bir azınlık olarak or­taya çıkmaktadır.
“ 0 şehirde dokuz kişi vardı ki bunlar yeryüzünde bozguncu­luk yapıyorlar. İyilik tarafına ya­naşmıyorlardı. ” (27/48)
Salih’in (a) kavminin inkarcı­ları içerisindeki önder gurubuna dahil insanların sayısını bildiren bu ayetteki verilen sayı ilgi çeki­cidir. Kavmin nüfusu belli değildir. Ancak binleri on binleri bula­cağını tahmin edebileceğimiz bir toplumda müşriklerin başını çe­ken,onları Resullere karşı inkara azmettiren çok az sayıdaki bir guruptur. Bu olgu bütün Resulle­rin kıssalarında aynı gözükmek­tedir.
Sosyolojik olarak bu olgu ge­nel geçer bir kaidedir. Toplumlar her zaman küçük bir azınlık ta­rafından yönetilmiş ve yönlendi­rilmişlerdir. Toplum yöneticileri mal olarak önde giden zenginler,Resullere yapılan tüm iftira ve saldırı kampanyalarını bu azın­lık gurup tezgahlar ve böylece halkın vahye yönelmesini önle­meye çalışırlardı. Çoğunluk olan halk ise, bunların ürettiği slogan­lar çerçevesini aşamayan rızklarını kazanmak derdine düşmüş, fikri gayret göstermeyen bir kit­ledir.
“Mele” “Mütref” ve “Müstek­bir” ler maddeten ve fikren zayıf düşürdükleri halk adına pey­gamberlerle savaşırlar. Çünkü onların malı mülkü ve askeri güçleri vardır ama bütün bu ka­zançlarını sağlamak ve devam ettirebilmek içinde halk onlara lazımdır. Onların sömürülerine karşı çıkan vahye tabi olan bir toplum ise, sömürü hortumlarını tıkayacak ve ellerindeki egemenliklerini kaybettirecektir. Dolayı­sıyla halk onlara lazımdır ve re­sullere karşı verilen mücadelede aslolan peygamberleri toplumun ilgi odağından düşürmektir. İşte halkı kazanmak için Resullere karşı yaptıkları şiddetli mücade­le esnasında Resulleri halk naza­rında gözden düşürmek için yer ve zamana dayalı olarak iftira ve saldırı kampanyaları düzenler­
Dolayısıyla siyasi, askeri ve maddi gücü elinde bulunduran bu zümre toplumun peygambe­re karşı tutumlarını belirleme ça­bası içindedir.
Kur’an’ı Kerim’de bu gurup “mele” “mutref’ “ müstekbir” ola­rak isimlendirilmektedir.
Kavminden büyüklük tasla­yan “mele” ileri gelenler içlerin­den zayıf görülen inananlara : " Siz, dediler Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz? " “onlarda doğrusu biz onunla gönderilene ina­nanlarız!” dediler.” (7/75)
“Kavminden “mele” ileri gelen inkarcı gurup dedi ki: “Biz seni bizim gibi bir insan görüyoruz...”
(11/27)
" Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse mutlaka oranın "mütrefuha" varlıkla şımarmış kimseleri : Biz sizin gönderildiğiniz şeyi inkar ediyoruz.” dediler. " (34/ 34)Kur’an’ı Kerim’de anlatılan kıssalarda peygamberlerle en şiddetli biçimde mücadele eden“Biz bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman onun “MUTREFİHA” varlıklılarına emrederiz orada fısk yaparlar. (17/16)
“ İnsanların hepsi Allah’ın hu­zuruna çıkarlar. Zayıf bırakılanlar “Müstekbirlere” büyüklük taslayanlara: “Biz size tabi idik. Şimdi siz, bizden Allah’ın aza­bından bir şey savabilir misiniz ? ” (14/21)
Ayetlerde de görüldüğü gibi müşrikleri yöneten ve onları Resullere karşı inkara azmettiren azınlık küçük bir gurup yardır. Resullere yapılan tüm iftira ve saldırı kampanyalarını bu azınlık gurup tezgahlar ve böylece halk'ın Vahiye yönelmesini önlemeye çalışırlardı. Çoğunluk olan halk ise, bunların ürettiği sloganlar çerçevesini aşmayan, rızıklarını kazanmak derdine düşmüş, fikri gayret göstermeyen bir kitledir.
"Mele" " Mütref " ve " Müstekbir" ler maddeten ve fikren zayıf düşürdükleri halk adına peygamberle savaşırlar. Çünkü onların malı mülkü ve askeri güçleri vardır ama bütün bu kazançları sağlamak ve devam ettirebilmek için de halk onlara lazımdır. Onların sömürülerine karşı çıkan Vahiy'e tabi olan bir toplum ise sömürü hortumlarını tıkayacak ve ellerindeki egemenliklerini kaybettirecektir. Dolayısıyla halk onlara lazımdır ve Resullere karşı verilen mücadelede aslolan peygamberleri toplumun ilgi odağından düşürmektir. İşte halkı kazanmak için Resullere karşı yaptıkları şiddetli mücadele esnasında Resulleri halk nazarında gözden düşürmek için yer ve zamana dayalı olarak iftira ve saldırı kampanyaları düzenlerler.
Kur'an'ı Kerim 'de anlatılan kıssalarda peygamberlerle en şiddetli biçimde mücadele edenlerin " Mele " "Mütref " " Müstekbir " ler olarak nitelenen yönetici varlılı ve kuvvetli sınıfın bireylerinin yaptığını görüyoruz. Bu­nun en bariz sebebi Resullerin getirdiği tek Allah inancına da­yalı vahiy'e halkın itibar etmesi halinde halkı sömürerek “müs­tez’af” düşürerek zulüm ve ta­lanla elde ettikleri mal mülk ve egemenliklerini kaybetmek korkusudur.
Aslında onlarda Allah’ın re­sulüne ve ayetlerinin Allah’tan geldiğine kanaat getirirler. An­cak zulümle elde ettikleri mal, mülk ve mevkileri onların Al­lah’ın ayetlerine karşı gelmeleri­ne sebep olur, kazandıkları bu dünyalıkları Allah’ın ayetlerine tercih ederek inkarda direnirler.
“Vicdanları onların doğrulu­ğuna kanaat getirdiği halde sırf haksızlık ve böbürlenme yüzün­den onları inkar ettiler. “(27/14)
Halkın ise kaybedecek bir şey­leri yoktur. Aksine ellerinden zulümle alınanlar tekrar iade edilecektir. İşte bu olguyu fark e­den yönetici sınıf “egemenler” müşriklerin Resul hakkında Kur’an’da belirtilen tüm iftira ve saldırılarının müsebbibidirler.
Resullere karşı en şiddetli ta­vırları sergileyen “egemen” sını­fın (mele, mütref, müstekbirler) sömürdükleri halk ‘müstez’af” ları peygamberlere karşı nasıl inkara sürüklediklerini ahiret manzaralarını yansıtan şu ayet­lerden daha güzel anlıyoruz.
“Kafirler: Bu Kur’an’a ve on­dan öncekilere inanmayacağız dediler. Sen bu zalimleri rableri­nin huzurunda dikilmiş oldukla­rı zaman suçu birbirinın üzerine atıp dururken görsen: Müs­tez’af’lar , müstekbirlere” size doğruluk rehberi geldikten son­ra ondan sizi mi alıkoyduk? Ha­yır suçlu kimselerdiniz derler. Müstez’af’lar , müstekbirlere ” Ha­yır gece gündüz hile kuruyor ve bize Allah’ı inkar etmemizi ona ortaklar koşmamızı emrediyor­dunuz:” derler.” (34/31-32-33)
“Cehennemin içinde birbirle­riyle tartışırlarken müstez’af’lar, müstekbirlere doğrusu sizlere uymuştuk. Şimdi ateşin bir par­çasını olsun bizden savabilir mi­siniz?” derler.” (40/47)
Bu ayetler aynı zamanda ege­menlere inanıp körü körüne Resule karşı çıkan halkı da uyar­
kuvvet olarak önde olan askerler ve bunların dediklerini yapan idareci takımından oluşur.
Bu zümre öylesine birbirine kaynaşmıştır ki hem zenginlik him askeri kuvvet bir kişide ola­bileceği gibi bütün bu toplumu yönetim erki veren maddeler ayrı ayrı şahıslarda da buluna­bilmektedir.
Egemenlerin propa­gandalarına kanıp Resullere karşı çıkan müstez’af’larında sonunun egemenler gibi ateş olacağı bizle­re bildirilmektedir. Bizi onlar kandırdı gibi mazeretlerin geçer­siz olacağı dünyada iken müs­tez’af’lara bildirilmektedir.
0 halde resul seçilip, vahiy nazil olduktan sonra toplumda başlayan, karşı tepki ile beraber oluşan iki grup arasındaki müca­delenin resul ve toplumu yöne­ten egemen bir avuç kişi arasın­da şiddetli bir biçimde geçtiğini tespit etmekteyiz. Her iki zümre­nin taraftarlarının yaptıkları pro­paganda faaliyeti diğerine gale­be çalarsa galip olanlar onlar ol­maktadır.
Doğrular ortaya konmuştur ancak müşrikler bu doğruları ka­patmak için karşı propagandaya geçmişler ve her türlü hile ve saldırıyı denemektedirler. Top­lum bu iki propaganda arasında kalmıştır ancak toplumun dü­şünce yetisi ortadan kaldırılmış olduğundan sloganlara teslim olmakta ve bir taraftan da atacı­lık gibi hissi olguları ileri süren egemenlerin tuzağına düşerek Resullere karşı gelmektedirler.
Burada çok güçlü bir propa­ganda yapan egemen sınıfın top­lumdaki propaganda malzeme­lerine bakmak gerekmektedir.
İnkarcı ileri gelenler o top­lumda toplumun itibar ettiği ku­rumlar oluşturmuşlar veya oluş­muş olan bu kurumlara hakim olmuşlardır. Bunlar Musa kıssa­sında görüleceği gibi sihirbazlar. Diğer kıssaları anlatılan toplum­larda görülen astrologlar, kahin­ler, şairler gibi müesseseler ol­maktadır.
Toplumdaki her katmanın şu veya bu vesileyle dertlerine çö­züm amacıyla başvurdukları ve olağanüstü vasıflarla mücehhez
ettikleri bu kurumlar ‘ileri ge­len’ lerce para veya güç sayesin­de elde edilmişlerdi ve ileri ge­lenlerin topluma lanse etmek is­tediklerini bunlar vasıtasıyla ka­bul ettirmekteydiler.
.Resullerin yanında ise bu ku­rumlardan hiçbiri yoktur. Yalnız ve yalnız kendinin ve yanındaki inananların kişisel gayretleri var­dır.
Hal böyle olunca müstekbir­lerin zayıf olan inançlarını kuv­vetli olarak sundukları güçlü propaganda odakları sayesinde halkı bu propaganda mekaniz­maları ile oyalayabilecek slogan­lara dayalı iftiraları toplumda büyük yer etmekte. böylece top­lum düşünemez hale getirilmek­teydi.
Hiç bir zaman peygamber ve ona tabi olan insanlar karşıların­da gözüken toplumun tümünün hep birden taarruzu ile boğazla­rından sıkılı bir vaziyette olma­mışlardı. Ancak o toplumun yö­neticilerinin halkı, resullere karşı devamlı olarak inkara teşvikleri ve baskıları vardı.
Resule en şiddetli tavırlar ile­ri gelenlerden gelmekte halk ise bunlara seyirci kalmakta, karşı­larındaki güçlere boyun eğerek düşünce boşluklarından ve cay­dırıcı güçlerinin olmamasından dolayı rızık ve can endişesiyle beraber inkarcıların safında yer almaktaydılar.
Çünkü “ileri gelenler” pey­gamberlere karşı saldırı ve iftira­larına rağmen inanmaya niyet edenleri sürülmek ve öldürül­mekle tehdit etmekteydiler. Top­lum kaba kuvvet ile de sindir­mekteydiler.
“Ey Nuh, bu işe bir son ver­mezsen taşlananlardan olacak­sın.” (26/116)
“Allah’a and içerek birbirleri­ne şöyle dediler: gece ona (Sa­lih) ve ailesine baskın yapa­lım, sonrada velisine “biz ailesi­nin yok edilişi sırasında orada değildik inanın doğru söylüyo­ruz’ diyelim. Onlar öyle bir tu­zak kurdular.” (27/48-50)
“(Şuayb’ın) kavminden “ileri gelen” inkarcılar dediler ki: “Eğer Şuayb’a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrayanlardan olursunuz.” (7/90)
“(Fir’avn): “Ben size izin ver­meden ona inandınız ha? 0 size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse bende sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz keseceğim ve sizi hurma dallarına asaca­ğım...”(20/71)
Görülüyor ki Resullere karşı yapılan menfi propagandanın yanında: kaba kuvvet, sürülme ve öldürülme gibi çeşitli tazyiklerle de hem Müslümanlar ve hem de diğer halk kitleleri sindiril­mekteydi.
“İleri gelenlerin” Resuller aley­hinde aldıkları bütün bu şiddetli tavır ve karşı koyuşlara rağmen Resuller neler yapıyorlardı? Şim­di de bunları görelim.
“Rabbim! doğrusu ben kav­mimi gece gündüz çağırdım”(71/15)
“Rabbim! beni yalanlamaları­na karşı bana yardım et” (23/25)
“Rabbimiz! bizimle kavmimiz arasında hak ile sen hüküm veri sen hükmedenlerin en hayırlısı­sın.” (7/89)
“Ey kavmim! andolsun ki Rabbimin sözlerini size bildir­dim, öğüt verdim; Kafir bir mil­let için niye üzüleyim” (7/93)
“İşte ben Allah’ı şahit tutuyo­rum. Sizde şahit olun ki, ben si­zin Allah’ı bırakıp o’na şerik koş­tuğunuz şeylerden uzağım.” (11/54)
“Siz yüz çevirirseniz, ben size gönderilmiş olduğum vazifemi tebliğ ettim.” (11/57)
“Ey kavmim! olduğunuz yer­de yaptığınızı yapın ben de ya­pıyorum. Yakında kime azabın gelip kendisini rezil edeceğini ve kimin yalancı olduğunu bilecek­siniz.” (11/93)
Ayetlerden anlaşıldığı üzere Resuller, müşriklerin karşı ko­yuşlarına rağmen gece gündüz Allah’ın vahyini onlara tebliğ et­mekten yüz çevirmiyorlardı. “İleri gelenlerin” tuzak kurmalarına karşı Allah’a sığınıyorlar ve tüm tebliğin gidişatını Allah’a havale ederek sonuna kadar hakkın şahinliğinden vazgeçmi­yorlardı.
Kıssalarda anlatılan Resullerin tebliğ mücadeleleri esnasında yaşadıkları, müşriklerin karşı tavırlarını incelediğimiz bu yazı­mızın sonunda, bize tarihi bir olay olarak değil ibret alınması gereken bir örnek olarak anlatı­lan kıssalardan günümüze akta­rmalarda bulunacağız.
Her şeyden önce belirleyece­ğimiz ilk kaide kıssalarda yaşa­nılanların Allah’ın kanunu " sünnetullah " olduğudur. Kavimlerine elçi ola­rak yollanan bütün Resullere ay­nı tavırlar konmuş ve aynı ben­zer mücadeleler yaşanmıştır.
Günümüzde de Resul olma­masına karşın onun getirdiği vahiy’e ve taraftarları Müslümanlara karşı aynı tavırlar değişik versiyonlarla tekrar edile gel­mektedir.
Bugün de “İleri gelenlerin” koordine ettikleri karşı propa­gandalarla, vahiy ve onun temsil­cileri halk nazarında mahkum edilmeye çalışılmaktadır.
Vahye ve onun taraftarları olanlara, “ ileri gelenler ” in sahipli­ğini yaptıkları; kıssalarda anlatı­lan Resullere karşı tavırlarda müşriklerin en önde gelen mües­seseleri olan sihirbaz, kahin şai­rin günümüz versiyonları olan kurumlarla beraber topyekün ta­arruzlarda bulunmaktadır.
Bu kurumlar; medya denilen yazılı basın, radyo ve televizyon gibi iletişim vasıtaları, bilim ku­rumları bilim adamı, sanatçı gibi oluşumlardır.